seydi murat koç
  • YÜZLEŞME
  • Beyazın egemen olduğu resimler dizisi, genç bir sanatçının yeni etkilere ve açılımlara hazır olduğunu belgeleyen bir çeşit “tabula rasa” gerçeğini akla getiriyor. Her ne kadar görsel bellek, insanın dünyaya gözünü açtığı andan itibaren görüntüleri kaydetmeye hazır olsa da, sanatçının belleği bu görüntüler arasından tercih ettiklerini seçmekte daha duyarlıdır kuşkusuz; o nedenle de kimilerini ayıklar bu görüntülerin, kimilerini de değişime uğratır, yeni baştan biçimlendirir, zaman içinde yetkinleşen dünya görüşüne uyumlu biçimlere sokar. Bellek her türlü yeni bilgiyi ve izlenimi kabule hazır olsa da, etkilenme süreci boyunca genç sanatçının karşı karşıya kalacağı sanatsal etkenler, onun düzenleyici bilincine uygun olarak ayıklanmaya hazırdır her zaman. Görülenlerle görülebilenler, bu bağlamda farklı olacaktır kuşkusuz. Tevfik İhtiyar Sanat Galerisi’nin düzenlediği “Yılın Genç Ressamı Yarışması 2005”te başarılı görülen Seydi Murat Koç, bu başarısının ardından toplu resimleriyle izleyicinin karşısına gelirken, kişisel bakışı ve yorumu konusunda kendi ölçütlerini devreye sokmakta, yaşından beklenmeyecek bir duyarlılık sergilemektedir. Sanatın, hele günümüzde her şeyden önce insana ve çevreye bakışta, bir “yüzleşme” olgusuyla karşı karşıya bulunması gerçeğine gönderme yapıyor bu öngörü. Bir bakıma, sanatçının kendini sorgulama cesareti göstermesi olarak alındığında, böyle bir öngörünün, ileriye yönelik çalışmalar sürecinde sanatçının kişisel vizyonunu olumlu yönde etkileyeceği söylenebilir. Foto-kolajdan serigrafiye, yağlıboyadan akriliğe uzanan çok boyutlu bir çalışma disiplinini uygulamakta kararlı görünmesi, ayrıca kentte yaşayanla kent gerçeğini, birbirine dönüşen kavramlar olarak bir arada algılıyor olması, biçimle içerik arasında birbirini destekleyen ve birbiriyle bütünleşen ilişkiler aradığını belgeliyor. Serigrafi ile oluşturduğu gözenekli figür tasarımları, çoğu yerde beyaz boyanın dokusal zemini üzerinde dikey bir konum sergilemekte, kent görüntüsü ise bu simgesel yapılanmaya karşıt biçimde doğacı bir çizim ve boyama tekniğiyle yer almaktadır. Yorumsal bağlamda bu karşıtlık, resmin bünyesine yedirilen boya efektleriyle dengelenirken, insan imgesini öne çıkaran mesaj, kompozisyona kuşatıcı bir değer katmaktadır. Boyanın serbest bir teknikte uygulanmasından kaynaklanan uyumsal fırça gezinişleri, geniş yüzeylerin biçimlendirilmesinde öne çıkan bir işlev düzeyi üstleniyor bu arada. Sanat eğitimi sırasında farklı eğilimde hocalardan yararlanmış olması, Murat Koç’un resimlerine farklı çeşnilerde yansıyor ama, “eklektik” (seçmeci) düzeyde bir oluşuma yer açmıyor bu durum. Aksine, renksel ve biçimsel elemanların bir araya gelerek, bütünlüğü vurgulayıcı bir işlev etrafında birleşmesi, Murat Koç’un çoğunluğu büyük boyutlu kompozisyonlarını pekiştiriyor; inandırıcılık sağlıyor. “Yılın Genç Sanatçısı” olarak öne çıkmak, önemli ve kaçınılmaz bir sorumluluk da yüklemektedir Seydi Murat Koç’a: Son birkaç yıl içinde kazanmış olduğu başka ödüller ve daha çok da karma sergilerle katılarak varmış olduğu aşama, bu kişisel sergisi ve sonrasında izleyicinin belleğinde yer edecek olan imajı, hep daha ileri noktalara taşıma yönünde olmalı ve yaygın deyişle, kendini aşma yollarına açık olmalıdır. Bu ise, yaptıklarıyla yapacakları arasındaki aşkınlık ilişkisini canlı tutmasına bağlıdır. Söz konusu ilişki, bağıntıların içeriğinde saklıdır kuşkusuz, ancak onun kendini dışa vurması, elde edilmiş olandan çok, bundan böyle elde edilecek olanın süreçsel oluşumuyla ilgilidir.
    Kaya Özsezgin